EURO
1
  • EURALL
    95.01 -0.23%
  • EURTRY
    53.54 0.01%
  • EURMKD
    61.59 -0.06%
  • EURRSD
    117.37 0.02%
  • EURUSD
    1.16 0.00%
  • EURGBP
    0.86 0.02%
  • EURCHF
    0.92 0.12%
  • EURSEK
    10.92 -0.14%
  • EURAUD
    1.64 0.07%
Recent searches
sadsa
Type # for projects, > for users, and ? for help.
İran basını: Pazar günü Cenevre'de anlaşmanın imzalanacağı iddiaları gerçeği yansıtmıyor
Facebook ve Messenger dünya genelinde çöktü
Meta bünyesindeki Facebook ve Messenger’a dünya genelinde büyük bir erişim sorunu yaşanırken, hesaplarından otomatik olarak çıkış yapılan milyonlarca kullanıcı platformlara giriş yapamıyor.   Sosyal medya devi Meta'nın en büyük platformlarından Facebook ve mesajlaşma uygulaması Messenger, küresel çapta bir teknik arıza dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Yaşanan sorun hem mobil uygulamaları hem de web sitelerini doğrudan etkiledi. Arıza sırasında Instagram ve WhatsApp gibi diğer Meta servisleri arka planda aynı altyapıyı paylaşmalarına rağmen büyük oranda çevrimiçi kalmayı başardı ancak Instagram'ın masaüstü sürümünde bazı aksamalar kaydedildi. Kesintinin başlamasıyla birlikte kullanıcılar hesaplarından otomatik olarak çıkarıldı ve yeniden giriş yapmak istediklerinde "beklenmedik bir hata oluştu" uyarısıyla karşılaştı. Facebook'un ana web sitesinde ise şirketin sorun üzerinde çalıştığını ve durumu en kısa sürede düzelteceğini belirten bir hata mesajı yer aldı.Arıza takip siteleri yoğunluğa dayanamadı Meta, bireysel kullanıcılar için anlık bir sistem durumu sayfası işletmiyor. Şirketin ticari ortakları için sunduğu arıza takip paneli ise kesintinin ilk saatlerinde sorunu yansıtacak şekilde güncellenmedi. Dünya genelindeki internet kesintilerini anlık olarak derleyen en büyük platformlardan Downdetector da Facebook'taki arızayla neredeyse aynı dakikalarda yoğun talep nedeniyle kilitlendi. Web sitesi tamamen erişime kapanmadan önce paylaşılan son veriler, Pasifik saatiyle sabah 06.45 (TSİ 16.45) civarında başlayan teknik sorunun tüm dünyayı etkisi altına aldığını ve Facebook ürünlerinin tamamında ciddi bir aksama yaşandığını ortaya koydu.  
12 saat önce
0
Devamını Oku
 Behram Bey Medresesi’nde Hafızlar Gecesi: Yeniden Açılıştan Bu Yana 114 Hafız Yetişti
Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy    Bosna Hersek’in en köklü eğitim kurumlarından biri olan Behram-beg Medresesi, kuruluşunun 400. yılı münasebetiyle anlamlı bir programa ev sahipliği yaptı. Medresenin camisinde düzenlenen “Hafızlar Gecesi”, Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafızlık şerefine erişen öğrencilere adandı.   1993 yılında yeniden faaliyete geçmesinden bugüne kadar medrese bünyesinde 114 hafız yetişti. Bu rakam, kurumun Bosna Hersek’te İslami ilimlerin ve Kur’an eğitim geleneğinin korunmasındaki önemli rolünü bir kez daha ortaya koydu.   Programda konuşan Vahid Fazlović, Kur’an’ın nesilden nesile aktarılmasının en özel yollarından birinin hafızlık olduğunu belirterek şunları vurguladı:   “Yüce Allah bazı kullarını Kur’an’ın muhafızları olmakla şereflendirmiştir. Bu güzel ve bereketli toprakların evlatları arasından çok sayıda hafız yetişmesi büyük bir nimettir. Bu gece yalnızca mevcut hafızlarımızı anmakla kalmıyor, gelecek nesillere de ilham veriyoruz.”   Müftü Fazlović, hafızların toplumdaki manevi değerine dikkat çekerek, her yeni hafızlık merasiminin medresenin hem Allah katında hem de insanlar nezdinde derecesini yükselttiğini ifade etti.   Hafız Yetiştirenlere Vefa   Gecede özellikle hafız yetiştiren muhaffızlara (hafızlık hocalarına) teşekkür edildi. Bu kapsamda, yıllardır medresede hizmet veren Mirnes Spahić’e özel bir plaket takdim edildi.   Tuzla Müftüsü, Spahić’i “İslam Birliği’nin önde gelen muhaffızlarından biri” olarak nitelendirerek, onlarca hafızın yetişmesindeki katkılarının unutulmayacağını söyledi.   Son 10 Yılda Büyük Artış   Medrese Müdürü Admir Muratović, hafızlık çalışmalarına ilginin her geçen yıl arttığını belirtti.   Verilen bilgilere göre:   * 1993-2016 yılları arasında 49 hafız yetişti. * Son 10 yılda ise 65 yeni hafız mezun oldu. * Toplam hafız sayısı 114’e ulaştı. * Medresede halen görev yapan öğretmenler arasında 9 hafız bulunuyor (7 erkek hafız, 2 kadın hafız).   Muratović, medresenin dört asırlık tarihinde hiçbir dönemde hafızsız kalmadığını ve bu geleneğin bugün de güçlü şekilde devam ettiğini vurguladı.   Hafız Mirnes Spahić’in Hizmetleri   1970 yılında Zenica’da doğan Hafız Mirnes Spahić, Gazi Hüsrev Bey Medresesi’nden mezun olduktan sonra hafızlığını tamamladı. Daha sonra Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nde eğitim gördü.   1996 yılından bu yana Behram Bey Medresesi’nde kıraat hocası olarak görev yapan Spahić:   * Medresedeki Hafızlık Bölümü’nü yönetiyor, * 43 hafızın doğrudan hocası oldu, * Hafızlık programı aracılığıyla 120’den fazla hafızın yetişmesine katkı sağladı.   Ayrıca dört çocuk babası olan Spahić’in iki kızı da Kur’an hafızı olarak yetişti.   Bu anlamlı program, Bosna Hersek’te Kur’an eğitim geleneğinin canlılığını ve Behram Bey Medresesi’nin dört asırlık ilim mirasını bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle son yıllarda hafız sayısındaki artış, genç nesillerin Kur’an’a olan ilgisinin güçlenerek devam ettiğini gösteriyor.   ***   Behram Bey Medresesi (Tuzla) Hakkında Ayrıntılı Bilgiler   400 Yıllık Bir İlim Yuvası   Behram-beg Medresesi, Bosna Hersek’in kuzeydoğusundaki en eski eğitim kurumlarından biridir. Tarihî kaynaklar medresenin 1626 yılından önce faaliyet gösterdiğini göstermektedir. Bu nedenle 2026 yılında kuruluşunun 400. yılı kutlanmaktadır.     Kuruluşu ve İlk Dönemleri   Bugünkü medresenin kökeni, Tuzla’nın ilk medresesi kabul edilen “Atik (Eski) Medrese”ye dayanır. Araştırmacılar, bu medresenin 16. yüzyıl ortalarında Tuzla’daki Atik (Şarena) Camii ve mektebi yaptıran vakıf tarafından kurulduğunu düşünmektedir.     Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan Dönemine   Medrese uzun yıllar boyunca Tuzla şehir merkezinde, ünlü Şarena Camii’nin karşısında faaliyet gösterdi. Eski yapı 1871 yangınında zarar gördü. Daha sonra yeni medrese binası 1893-1896 yıllarında inşa edildi ve Arap-Mağrip (Neo-Mağribi) mimari tarzıyla bölgenin en dikkat çekici eğitim yapılarından biri haline geldi.     Modernleşme Dönemi   1920’li yıllarda önemli reformlar gerçekleştirildi. Geleneksel İslami ilimlerin yanında matematik, tarih ve diğer modern dersler müfredata eklendi. Ayrıca öğrenciler için çağdaş bir yatılı okul sistemi kuruldu. II. Dünya Savaşı öncesinde medrese 120 öğrenci kapasitesine ulaşmıştı ve 25 farklı ders okutuluyordu.     Kapatılması ve Yıkılışı   Komünist Yugoslavya döneminde medresenin faaliyetleri Ocak 1949’da durduruldu. Öğrenciler evlerine gönderildi ve okul kapatıldı. Tarihî bina daha sonra farklı amaçlarla kullanıldı. Tuzla’daki maden faaliyetleri nedeniyle oluşan zemin çökmesi sonucunda bina 1974 yılında yıkıldı. Günümüze sadece giriş kapısı ulaşabildi.     Yeniden Doğuş   44 yıllık aradan sonra medrese 1993 yılında Bosna Savaşı sırasında yeniden açıldı. Sonraki yıllarda modern bir kampüse kavuştu. Günümüzde eğitim binası, yatakhaneler, kütüphane, spor alanları ve yaklaşık 1.500 kişilik camiden oluşan büyük bir kompleks halinde faaliyet göstermektedir.     Günümüzde Behram Bey Medresesi   * Yaklaşık 500 öğrenci eğitim görmektedir. * Karma eğitim uygulanmaktadır. * Bosna’nın en başarılı ortaöğretim kurumlarından biri kabul edilmektedir. * 1993’ten bu yana yaklaşık 3.000 mezun vermiştir. * Yeniden açılışından sonra 114 hafız yetiştirmiştir.     Bosna İslam Geleneğindeki Yeri   Bosna Hersek İslam toplumunda, Gazi Hüsrev Bey Medresesi ile birlikte en saygın eğitim kurumlarından biri olarak görülmektedir. Çok sayıda imam, müftü, akademisyen ve devlet görevlisi bu okuldan yetişmiştir. 2026’daki 400. yıl kutlamalarında Bosna İslam Birliği liderleri medreseyi “Bosna’nın manevi hafızasını taşıyan kurumlardan biri” olarak tanımlamıştır.     Behram Bey Medresesi, Osmanlı’dan günümüze ulaşan Bosna İslam medeniyetinin en önemli eğitim miraslarından biri olarak kabul edilmektedir; savaşlar, yasaklar ve yıkımlara rağmen dört asırdır ilim ve irfan geleneğini yaşatmayı sürdürmektedir.    
14 saat önce
0
Devamını Oku
*Dede Baba Edmond Brahimaj, Bektaşi Lideri Olarak 15. Yılını Tamamladı
Bektaşi Egemen Devleti Mevzusu!   11 Haziran 2026   Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy   “Dünya Bektaşi Merkezi” Lideri, Hazretleri Edmond Brahimaj, dini ve milli alanda öne çıkan önemli bir şahsiyet olarak görevdeki 15. yılını kutluyor.   Dede Reshat’ın öğrencisi olan Edmond Brahimaj, hocasının başlattığı projeleri tamamlamakla kalmayıp, Bektaşi Merkez’deki odeonun, ülke genelindeki ve yurt dışındaki tekke ve türbelerin inşasını da gerçekleştirdi. Ayrıca Bektaşi inancının yaygınlaştırılması, inananların sayısının artırılması, birlik, dinler arası hoşgörü, barış ve iyilik mesajlarının güçlendirilmesi yönünde önemli başarılara imza attı.   Bugün Dünya Bektaşi Merkezi Lideri Hacı Dede Edmond Brahimaj, Merkez’de çok sayıda inanan ve devlet adamının tebriklerini kabul etmektedir.   Labëria ve Tomorri Derneklerinden Tebrik   Arnavutluk’taki “Labëria” ve “Tomorri” dernekleri, tüm üyeleri adına Dede Baba Edmond Brahimaj’ın Dünya Bektaşi Lideri seçilişinin 15. yıl dönümünü kutlayarak, kendisine sağlık ve uzun ömür dileklerinde bulundu.   Mesajda, Brahimaj’ın Bektaşi değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda büyük hizmetler verdiği vurgulandı.   *Dünya Bektaşi Liderliğine Seçilmesi*   Edmond Brahimaj, Bektaşiliğin önemli isimlerinden biri olan ve 1990 sonrası Arnavutluk’ta Bektaşi inancının yeniden canlandırılmasında büyük rol oynayan Reshat Bardhi’nin vefatından sonra göreve seçildi.   11 Haziran 2011 tarihinde Dünya Bektaşi Merkezi Yüksek Kurulu ve Din Adamları Konseyi tarafından alınan kararla Dünya Bektaşi Topluluğu Başkanı seçildi.   Kararda, Bektaşi Dünya Merkezi Tüzüğü’nün ilgili maddelerine dayanılarak Hacı Baba Edmond Brahimaj’ın Dünya Bektaşi Topluluğu Başkanlığı görevine getirildiği belirtildi.   *Hayatı*   Hacı Dede Edmond Brahimaj, 19 Mayıs 1959 tarihinde Tirana’da doğdu. Ailesi Vlora ilinin Brataj köyündendir.   Askerî yükseköğrenim ve hukuk eğitimi aldı.   2 Ocak 1992 tarihinde manevi lideri Dede Reshat Bardhi ve Baba Bajram Mahmutaj’ın himayesinde din adamlığı hayatına başladı.   16 Mayıs 1996’da dervişlik mertebesine yükseltildi ve Korça bölgesindeki Turan Bektaşi Merkezi’nde görevlendirildi.   13 Nisan 1997’de “Baba” unvanını aldı. Aynı yıl Dünya Bektaşi Lider Yardımcısı olarak görevlendirildi.   21 Şubat 2006’da merkezi Tetova olan Kuzey Makedonya Bektaşiliğinin başına getirildi.   11 Haziran 2011’de ise Dünya Bektaşi Lideri seçildi.   *Bektaşiliğe Hizmetleri*   1992 yılından itibaren çok sayıda uluslararası eğitim programına, sempozyuma ve dinler arası toplantıya katıldı.   1996 yılında Tehran’da Balkanlar’daki Bektaşi hoşgörüsü üzerine sunum yaptı.   2003 yılında “Dinler ve Yeni Bin Yılda Medeniyetler” konferansında Bektaşiliğin gelecekteki sorunları üzerine konuştu.   2004 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Büyükelçiliği’nin davetlisi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret etti. Burada dini çeşitlilik ve din özgürlüğü konularında incelemelerde bulundu.   Özellikle Detroit’te bulunan Baba Rexheb Tekkesi ile yakın ilişkiler geliştirdi. Bu tekke, Arnavutluk’ta dinin yasak olduğu dönemde dünya Bektaşiliğinin en önemli merkezlerinden biri olmuştu.   Ayrıca Türkiye’de düzenlenen Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerine birçok kez katıldı; Ankara, İstanbul, Afyonkarahisar, Üsküp, Priştine, Ohrid, Stuttgart ve Köln gibi şehirlerde konferanslar verdi.   Diplomatik çevreler tarafından dinler arası diyalog, toplumsal barış ve dini uyum alanlarındaki katkıları nedeniyle takdir edildi.   *Aldığı Önemli Ödüller ve Unvanlar*   * Barış Elçisi (2004) * Korça İlinin Onuru (2004) * Zerqan, Martanesh, Bogovë, Frashër, Skrapar, Memaliaj, Tepelenë ve Librazhd’ın Fahri Vatandaşlığı * Labëria’nın Seçkin Şahsiyeti (2015) * Fier ve Berat İllerinin Onuru (2015) * Arnavutluk Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen “İskender Bey Şövalyesi” Nişanı (2015) * Birleşmiş Milletler misyonundan Fahri Doktora unvanı (2016) * ABD Başkanı Barack Obama tarafından teşekkür belgesi (2017) * Altın Barış İkonu Ödülü (2017) * Amerikan Kongresi tarafından verilen Amerikan Bayrağı Takdiri (2018) * Amerikan Yahudi Kongresi’nin “Cesaret Profili” Ödülü (2018) * Kosova Hükümeti’nin “Gjergj Kastrioti Skenderbeu” Madalyası * Almanya’daki Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi tarafından verilen “Hoşgörü Yüzüğü” Ödülü (2021) * Evrensel Barış Elçisi unvanı (2022) * Vlora ve Gjirokastër İllerinin Onur Ödülleri (2023)   *** _*Bektaşi Egemen Devleti Konusu*_   Arnavutluk Başbakanı Edi Rama 2024 yılında, Dünya Bektaşi Merkezi çevresinde sembolik nitelikte bir “Bektaşi Devleti” veya “Bektaşi Egemen Devleti” kurulması fikrini gündeme getirdi. Proje, Vatikan benzeri çok küçük bir egemen yapı öngörüyordu ve merkezi Tirana’daki Dünya Bektaşi Merkezi olacaktı.   *Bektaşi tarafının yaklaşımı*   Dünya Bektaşi Lideri Edmond Brahimaj ve Bektaşi yönetimi, projeyi daha çok: * Bektaşi mirasının korunması, * Dinler arası hoşgörünün teşviki, * Bektaşiliğin uluslararası temsilinin güçlendirilmesi, * Arnavutluk’un dini hoşgörü modelinin dünyaya tanıtılması olarak sundu.   Destekleyenler, bunun siyasi değil manevi bir merkez olacağını savundu.   *Türkiye Bektaşilerinin bakışı*   Türkiye’deki Bektaşi çevreleri genel itibarıyla aynı görüşte değildir. * Bektaşiliğin merkezinin tarihsel olarak Hacıbektaş ve Hacı Bektaş Veli geleneği olduğunu vurgulamaktadırlar. * Bektaşiliğin bir “devlet” yapısıyla özdeşleştirilmesinin doğru olmadığını savunmaktadırlar. * Bektaşiliğin evrensel ve tasavvufi karakterine zarar verebileceğini düşünmektedir.   Dolayısıyla Türkiye’deki Bektaşi çevrelerinde genel itibarıyla bu konuya sıcak bakılmamaktadır   *Türk devletinin bakışı*   Türkiye Cumhuriyeti resmi makamları bu projeye ilişkin güçlü bir destek ya da sert bir karşı çıkış açıklamamıştır.   Ancak Türkiye açısından konu birkaç nedenle hassastır: 1. Bektaşiliğin kurucu şahsiyeti olan Hacı Bektaş Veli Anadolu’da yaşamıştır ve Bektaşiliğin tarihi kökleri Türkiye topraklarındadır. 2. Hacıbektaş Dergâhı Bektaşi tarihi açısından en önemli merkezlerden biridir. 3. Türkiye, Balkanlar’daki Bektaşi topluluklarıyla yakın kültürel ilişkilere sahiptir ve Bektaşiliği ortak tarihî mirasın bir parçası olarak görmektedir.   Bu nedenle Ankara’nın genel yaklaşımı, Bektaşi toplumunun dinî faaliyetlerine saygı göstermekle birlikte, Bektaşiliğin tarihsel köklerinin Anadolu’da bulunduğu gerçeğini vurgulamak yönündedir.   Özetleyecek olursak durum anahatlarıyla şöyledir:   * Arnavutluk’taki Bektaşi liderliği projeyi manevi ve sembolik bir egemenlik modeli olarak sunmaktadır. * Türkiye’deki Bektaşiler arasında destekleyenler olsada desteklemeyenler eleştirenler daha baskındır. * Türk devleti projeye açık bir karşı çıkış göstermemiştir, ancak Bektaşiliğin tarihsel merkezinin Anadolu ve Hacıbektaş geleneği olduğu görüşü Türkiye’de yaygındır. * Konu, kültürel, tarihî ve diplomatik boyutları bulunmakta olup bazı kapalı noktaları ciddi soru işaretleri barındırmaktadır.
21 saat önce
0
Devamını Oku
Ayvaz Dede’nin Kırk Günlük Duası ve Bosna’nın Hiç Dinmeyen Nefesi
M. Tevfik Yücesoy  10.06.2026/ İstanbul   Bazı sıradışı mekânlar vardır; taşları dile gelir adeta, rüzgârı dua eder, aziz toprağı hafızaya dönüşür.   Bosna’nın kalbinde, Prusac’ın yeşil yamaçları arasında arşa yükselen Ayvatoviça (Ajvatovica) işte böyle bir yerdir.   Her yıl binlerce insanın akın ettiği bu mübarek plato aslında yalnızca bir ziyaret yeri değildir. O, asırlardır Bosna’nın ruhunu ayakta tutan görünmez bir kandilin ışığıdır. Bir milletin hafızası, bir medeniyetin duası, bir halkın Allah’a yönelen ortak niyazıdır.   Bugün 516’ncı kez kapılarını açan Ajvatovica Günleri, bize yalnızca geçmişi hatırlatmıyor; aynı zamanda geleceğin hangi kökler üzerinde yükseleceğini de gösteriyor.   Çünkü Ajvatovica’nın merkezinde bir kaya değil, yaratıcının en eşref mahluku bir insan vardır.   Bir derviş…   Bir gönül eri…   Bir sabır abidesi…   Ayvaz Dede…   Rivayete göre Prusac susuzlukla mücadele ediyordu.   İnsanlar çare arıyor, yollar deniyor, güçlerini tüketiyorlardı. Fakat su, devasa kayaların ardında mahpus kalmıştı.   İşte tam o günlerde Ayvaz Dede ortaya çıktı.   Elinde ne bir ordu vardı ne de bir servet…   Ne mühendislik bilgisi ne de dünyalık bir kudret…   Onun sahip olduğu tek şey, Allah’a teslim olmuş bir kalpti.   Kırk gün boyunca dua etti.   Kırk gün boyunca umut etti.   Kırk gün boyunca vazgeçmedi.   Her sabah namazından sonra dağa çıktı.   Sessizliğin içinde Rabbine yöneldi.   İnsanların çaresizliğini kendi yüreğinde taşıdı.   Ve kırkıncı gün…   Rivayete göre iki beyaz koçun çarpıştığını gördüğü rüyanın ardından kaya yarıldı.   Su özgürlüğüne kavuştu. Hz Hacer annemize zemzemin musahhar kılınması misali…   Prusac can buldu.   Belki asırlar sonra bile bu hikâyenin canlı kalmasının sebebi kayanın yarılması değildir.   Asıl mucize, bir insanın umudunu kaybetmemesidir.   Asıl mucize, duanın sabırla birleştiğinde dağlardan daha güçlü olabilmesidir.   Bugün Ajvatovica’ya yüreğiyle ruhuyla manasıyla gelen on binlerce insan, aslında o yarılmış kayanın önünde kendi hayatlarını görür.   Kimi geçim sıkıntısıyla gelir.   Kimi hastalığın yüküyle…   Kimi ayrılıkların hüznüyle…   Kimi Bosna’nın savaşta kaybettiği evlatlarını hatırlayarak…   Kimi ise sadece kalbinin sesini dinlemek için…   Ve herkes aynı hakikati hisseder:   Her kayanın ardında bir su vardır.   Yeter ki insan vazgeçmesin.   Yeter ki dua ile gayreti birbirinden ayırmasın.   Ayvaz Dede’nin Bosna’ya bıraktığı en büyük miras da budur.   Ajvatovica’yı anlamak için yalnızca dini bir merasim olarak bakmak yeterli değildir.   Burada Osmanlı’nın izleri vardır.   Burada Bosna’nın gözyaşları vardır.   Burada savaşların ardından ayağa kalkmayı başaran bir milletin direnci vardır.   Burada atların nal sesleriyle birlikte tarih yürür.   Burada sevdalinkaların hüznü dağlara karışır.   Burada Kur’an tilavetleri vadilerde yankılanır.   Burada Türkiye’den gelen bir misafir ile Sancak’tan gelen bir genç, Avrupa’nın farklı şehirlerinden gelen Boşnaklarla aynı sofrada buluşur.   Ve herkes aynı duanın içinde kardeş olur.   İşte bu yüzden Ajvatovica sadece Bosna’nın değil, bütün gönül coğrafyasının ortak mirasıdır.   1947 yılında yasaklandığında insanlar sadece bir etkinliği kaybetmediler.   Bir hafıza susturulmak istendi.   Bir gelenek unutturulmak istendi.   Fakat bazı dualar vardır ki yasaklarla susturulamaz.   Bazı hatıralar vardır ki zamana teslim olmaz.   Nihayet 1990’larda Ajvatovica yeniden dirildi.   Çünkü Ayvaz Dede’nin kırk gün boyunca taşıdığı umut, aslında Bosna halkının asırlardır taşıdığı umudun kendisiydi.   Bugün 516’ncı Ajvatovica’nın kapıları yeniden açılırken, Prusac’ın dağlarında yankılanan ses yalnızca bir festivalin başlangıcı değildir.   Bu ses;   Sabra inananların sesidir.   Duanın gücüne inananların sesidir.   Kimliğini koruyanların sesidir.   Medeniyetini yaşatanların sesidir.   Ve belki de en çok, zor zamanlarda umudunu kaybetmeyenlerin sesidir.   Ayvaz Dede’nin kırk günlük duası asırlar önce sona erdi.   Ama onun Bosna’nın kalbine bıraktığı dua hâlâ sürüyor.   Dağlar arasında…   Atlıların izlerinde…   Sevdaların türküsünde…   Kur’an’ın sedasında…   Ve Ajvatovica yoluna düşen her gönülde…   Hâlâ devam ediyor…   Selam ve dua ile…
2 gün önce
0
Devamını Oku
Ayvaz Dede (Ajvatovica) 2026 Başlıyor: Bosna Hersek’in Manevi ve Kültürel Kalbi Yeniden Atacak
(Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy)   Bosna Hersek’in en büyük ve Avrupa’nın en geniş katılımlı Müslüman buluşması olarak kabul edilen Ajvatovica Günleri bugün resmen başlıyor. Bu yıl 516’ncısı düzenlenen organizasyon, yalnızca bir dini program değil; aynı zamanda Bosna Hersek’in tarihi hafızasını, kültürel kimliğini ve toplumsal birlikteliğini temsil eden çok yönlü bir medeniyet etkinliği niteliği taşıyor.   *Prusac Yeniden Balkanların Buluşma Noktası Olacak*   Etkinliklerin açılışı bugün saat 19.00’da Bosna Hersek’in orta kesimlerinde yer alan Prusac kasabasındaki musallada gerçekleştirilecek.   Açılış töreniyle birlikte yaklaşık üç hafta sürecek program maratonu başlayacak. Organizasyonun merkezi ise her yıl olduğu gibi Ajvatovica platosu olacak.   Bu yıl organizasyon komitesi yaklaşık 50 bin ziyaretçinin bölgeye gelmesini bekliyor. Katılımcıların önemli bir kısmını Bosna Hersek’in farklı şehirlerinden gelen vatandaşlar oluştururken, Türkiye, Sancak, Hırvatistan ve Batı Avrupa’daki Boşnak diasporasından da yoğun katılım öngörülüyor.   *62 Ayrı Program Düzenlenecek*   Travnik Müftüsü Ahmed Adilović tarafından açıklanan programa göre bu yıl toplam 62 etkinlik gerçekleştirilecek.   Programlar şu başlıklardan oluşuyor:   * 19 kültürel etkinlik * 18 dini program * 8 eğitim faaliyeti * 8 spor organizasyonu * 9 sosyal dayanışma ve yardım etkinliği   Bu dağılım Ajvatovica’nın yalnızca bir ziyaret ve dua programı olmadığını, toplumun farklı kesimlerini kapsayan geniş bir organizasyon olduğunu gösteriyor.   *Kur’an Teması Ön Planda*   Bu yılın eğitim programlarında Kur’an merkezli çalışmalar dikkat çekiyor.   Özellikle Donji Vakuf bölgesinde düzenlenecek seminerler, paneller ve kitap tanıtımlarında Kur’an’ın bireysel ve toplumsal hayattaki yeri ele alınacak.   Ayrıca Bosna Hersek ve İslam dünyasının güncel meseleleri üzerine akademisyenler, ilahiyatçılar ve kanaat önderlerinin katılımıyla çeşitli konferanslar düzenlenecek.   *Türkiye’den Yoğun İlgi*   Organizasyonun uluslararası boyutunda Türkiye’nin özel bir yeri bulunuyor.   Bu yıl:   * Türkiye’den televizyon ekipleri bölgeye gelecek, * Programlar Türkiye kamuoyuna aktarılacak, * Türk misafir heyetleri etkinliklere katılacak, * Kültürel iş birliği programları gerçekleştirilecek.   Özellikle Türk medya kuruluşlarının son iki gün boyunca Ajvatovica’dan canlı yayınlar yapması bekleniyor.   *Sevdah ve Bosna Kültürü Ön Planda*   Bosna’nın geleneksel müzik mirası olan sevdalinkaların korunması amacıyla faaliyet gösteren vakıflar da etkinliklerde yer alacak.   Program kapsamında:   * Sevdah konserleri, * Sanat sergileri, * Resim çalıştayları, * Kitap tanıtımları, * Kültürel paneller düzenlenecek.   Organizatörler, Bosna’nın kültürel hafızasının gelecek nesillere aktarılmasını amaçladıklarını belirtiyor.   *Ajvatovica Kasidesi İlk Kez Tanıtılacak*   Bu yılın dikkat çeken yeniliklerinden biri de Ajvatovica için hazırlanan özel kaside klibi olacak.   Elçi İbrahim-paşa Medresesi korosu tarafından seslendirilen eser ilk kez kamuoyuna sunulacak.   Bu çalışma ile Ajvatovica’nın manevi mirasının genç kuşaklara aktarılması hedefleniyor.   Askerî Bando ve Atlı Kortej   Bosna Hersek geleneğinde önemli bir yere sahip olan atlı kortej yürüyüşü de bu yıl gerçekleştirilecek.   Korteje, Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri Askerî Bandosu eşlik edecek.   Bu görüntüler her yıl Ajvatovica’nın en dikkat çekici ve sembolik anlarından biri olarak değerlendiriliyor.   Spor Organizasyonları da Yer Alacak   Ajvatovica kapsamında sadece dini ve kültürel etkinlikler değil, spor faaliyetleri de gerçekleştirilecek.   Programda:   * Karate turnuvası (Bugojno) * Tavla turnuvası (Donji Vakuf) * Satranç turnuvası (Travnik) gibi etkinlikler bulunuyor.   *Ajvatovica Neden Önemli?*   Ajvatovica’nın kökeni yaklaşık beş asır öncesine dayanıyor. Rivayete göre, bölgedeki su sıkıntısını gidermek için yapılan duaların ardından kayanın yarılması ve suyun ortaya çıkması üzerine bu gelenek başlamış ve yüzyıllar boyunca devam etmiştir.   Bugün Ajvatovica;   * Bosna Müslümanlarının kimlik sembollerinden biri, * Osmanlı mirasının yaşayan unsurlarından biri, * Avrupa’nın en büyük Müslüman açık hava buluşması, * Bosna Hersek’in kültürel ve manevi hafızasının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.   Bu nedenle Ajvatovica sadece bir dini ziyaret değil; Bosna Hersek’in tarihini, kültürünü ve toplumsal dayanışmasını yaşatan büyük bir medeniyet buluşması olarak görülmektedir.     ***   Ayvaz Dede Kimdir?   Ajvatovica’nın merkezinde yer alan kişi, Bosna-Hersek halk geleneğinde Ayvaz Dede (Ajvaz-dedo) olarak bilinen mutasavvıf ve derviştir. Tarihî kaynaklarda hakkında çok fazla kesin bilgi bulunmamakla birlikte, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilmektedir.   Rivayete göre Ayvaz Dede, Osmanlı döneminde Bosna’nın orta kesimlerinde bulunan Prusac bölgesine gelerek İslam’ın yayılması, eğitim faaliyetleri ve halkın manevi rehberliğiyle ilgilenmiştir.   *Efsanenin Başlangıcı*   O dönemde Prusac büyük bir su sıkıntısı yaşamaktadır. Kasabanın yakınında su kaynakları bulunmasına rağmen, devasa bir kaya kütlesi suyun yerleşim yerine ulaşmasını engellemektedir.   Halk uzun süre çeşitli yöntemlerle bu kayayı aşmaya çalışır ancak başarılı olamaz.   Bunun üzerine Ayvaz Dede kırk gün boyunca dua eder.   Rivayete göre:   * Her sabah namazından sonra dağa çıkar. * İki kaya arasındaki bölgede dua eder. * Kırkıncı günün sonunda rüyasında iki beyaz koçun çarpıştığını görür. * Sabah olduğunda kayanın yarıldığı ve suyun Prusac’a ulaştığı görülür.   Bu olay halk arasında ilahi bir lütuf ve bereket işareti olarak kabul edilir.   Yarılan Kaya   Bugün Ajvatovica’da ziyaret edilen en önemli yerlerden biri, Ayvaz Dede’nin dua ettiği kabul edilen ve ortadan ikiye ayrılmış kaya oluşumudur.   Ziyaretçiler her yıl bu kayaların arasından geçerek dua ederler. Ancak İslam âlimleri, buraya yapılan ziyaretin kayaya kutsallık atfetmek amacıyla değil, Ayvaz Dede’nin sabrını, duasını ve Allah’a tevekkülünü hatırlamak amacıyla yapılması gerektiğini vurgularlar.   Ajvatovica Adı Nereden Geliyor?   “Ajvatovica” adı doğrudan Ayvaz Dede’den gelmektedir.   Boşnakçada:   * Ajvaz = Ayvaz * Ajvatovica = Ayvaz’a ait yer / Ayvaz’ın mekânı anlamını taşır.   Bu nedenle bölge zamanla “Ajvatovica” olarak anılmaya başlanmıştır.   Osmanlı ve Ajvatovica   Osmanlı döneminde Ajvatovica sadece bir ziyaret yeri değil aynı zamanda:   * Alimler toplantısı, * Derviş buluşmaları, * Halk eğitim faaliyetleri, * Sosyal dayanışma merkezi olarak da işlev görmüştür.   Özellikle Bosna eyaletinin farklı bölgelerinden insanlar burada buluşur, dini sohbetler ve kültürel faaliyetler düzenlerdi.   Komünist Dönemde Yasaklandı   II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yugoslavya döneminde dini faaliyetler sınırlandırıldı.   1947 yılında Ajvatovica ziyaretleri yasaklandı.   Yaklaşık yarım asır boyunca organizasyon yapılamadı.   1990 yılında Bosna-Hersek’te siyasi değişimlerin başlamasıyla birlikte gelenek yeniden canlandırıldı.   Günümüzde Ajvatovica   Bugün Ajvatovica:   * Avrupa’nın en büyük Müslüman açık hava buluşmalarından biri, * Bosna Müslümanlarının kimlik sembollerinden biri, * Osmanlı-Bosna ortak tarihinin yaşayan mirası, * Türkiye ile Bosna arasındaki kültürel bağların önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir.   Her yıl binlerce kişi atlı kortejler eşliğinde Prusac’a gelir, sabah namazı ve dua programlarına katılır ve Ayvaz Dede’nin sabır, azim ve tevekkül mirasını yad eder.   Bosna’da Ayvaz Dede yalnızca tarihî bir şahsiyet olarak değil, “zorluklar karşısında vazgeçmeyen, dua ve gayreti birlikte temsil eden manevi önder” olarak da hatırlanmaktadır.    
2 gün önce
0
Devamını Oku
ABD, helikopterinin düşürüldüğü iddiasıyla İran'a düzenlediği saldırılarını tamamladığını duyurdu
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün Hürmüz Boğazı üzerinde ABD'ye ait bir Apache helikopterinin düşürülmesine yanıt olarak İran'a yönelik başlattığı saldırıları tamamladığını bildirdi.  CENTCOM, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, saldırılarla ilgili güncel bilgileri paylaştı. Açıklamada, "CENTCOM kuvvetleri, dün bir ABD Ordusu Apache helikopterinin düşürülmesine yanıt olarak ve Başkomutanın (Donald Trump) talimatı doğrultusunda, 9 Haziran'da İran'a karşı meşru müdafaa saldırılarını tamamladı." ifadelerine yer verildi. Söz konusu misilleme saldırısında, CENTCOM, ABD Hava Kuvvetleri ve Donanmasına ait savaş uçaklarından atılan hassas güdümlü mühimmatlarla, "Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran hava savunma sistemleri, yer kontrol istasyonları ve gözetleme radarı tesislerinin" vurulduğu belirtilen açıklamada, "Bu operasyon, ABD kuvvetlerine ve bölge sularından geçiş yapan uluslararası ticari gemilere yönelik son dönemdeki saldırılara karşı orantılı bir yanıt niteliğindeydi." denildi. Açıklamada, ABD kuvvetlerinin İran'ın "haksız saldırganlığına karşı" savunma yapmak üzere teyakkuz halini ve hazırlıklı duruşunu sürdürdüğü kaydedildi. ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı üzerinde devriye turu atarken düşen Amerikan ordusuna ait bir Apache helikopterinin İran tarafından düşürüldüğünü belirterek, "ABD'nin bu saldırıya zorunlu olarak karşılık vermesi gerekmektedir." demişti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de Trump'a yanıt olarak paylaştığı mesajında, helikopterin İran tarafından düşürülüp düşürülmediğini belirtmeden, İran yakınlarındaki yabancı güçlerin "kendi insan hataları, basit kazalar veya çapraz ateşe yakalanma ihtimali nedeniyle sürekli risk altında olduğunu" vurgulayarak, "Riski azaltmak için en iyi çözüm, onların çekilmesidir." ifadesini kullanmıştı.  
2 gün önce
0
Devamını Oku
PRİZREN’DE  AHİLİK GELENEĞİ VE ZANAAT ADABI - Raif Vırmiça
Ahi Evran tarafından kurulan Ahiliğin bir esnaf dayanışma teşkilatı olduğu doktrinde bilinmektedir. Halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Günümüzde esnaf teşkilatlarına benzer bir işlevi olan Ahilik, iyi ahlakın doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzeni olarak esnaf ve zanaatkârlar arasında dayanışmayı esas alan bir örgütlenme biçimi olması babında, Ahiliğin temel ve en zor mesleğinin Dericilik yani Debbağlık, olduğu doktrinde bilinmektedir. Bu sunumda Prizren Tabakhanesinde ahilikle alakalı kamuda pek bilinmeyen bazı malumatları sunmaya çalışacağım. Ahilik teşkilatı, yalnızca Anadolu'da değil, Osmanlı'nın Balkanlar'a (Rumeli’ye) adım atmasıyla birlikte, bu coğrafyanın kaderini belirleyen en temel sosyal ve iktisadi yapılardan biri olmuştur. Özellikle yaşadığımız bölge olan Prizren gibi önemli ticaret merkezlerinde bu geleneğin izleri hala mimaride, esnaf adabında ve kültürel dokuda hissedilmektedir. Balkanlarda ki tarihe baktığımız da balkanların fethi sadece kılıçla değil, ondan önce bölgeye gelen Gazi dervişler ve zanaatkâr Ahiler sayesinde gerçekleştiğini görmüş oluyoruz. Bu dönemde bölgeye gelen gazi dervişler, Başta Sarı Saltuk, Seyyid Ali Sultan, Balım Sultan, Otman Baba ve başkaları olmak üzere, halka İslamiyet’in hoşgörülü yapısı ile yaklaşmış, Anadolu’dan gelen zanaatkâr Ahilerle birlikte ıssız bölgelere tekke ve zaviyeler kurarak buraları güvenli barınma yerleri haline getirerek, bölge halkına dürüst ticaret ve kaliteli üretimi yaşayarak göstermişler ki bu durum yerel halkın İslamiyet’e ve Osmanlı idaresine ısınmasını ve güven kazanmasını sağlamıştır. Balkanların diğer ülkelerinde olduğu gibi, Kosova yani Prizren söz konusu olunca, o dönemlerde ekonominin gelişmesi Ahilik prensiplerine göre şekillenmeye başlamıştır. Ahilik doktrininde yer alan "müşteriyi aldatmama" ve "kaliteli üretim" ilkeleri, Prizren tabakhanesinde ve çarşısında titizlikle denetlenirdi. Bu denetlemeler sayesinde kimse ayıplı mal satmaya cüret edemez, edenler ise Ahilik hukukuna göre cezalandırılırdı. Bu sistem, Prizren ekonomisinin hem iç hem de dış ticarette güven duyulan bir merkez olmasını sağlamıştır. Özelikle de zanaatçılıkta usta-çırak ilişkisi sadece teknik bir eğitim değil, aynı zamanda bir ahlak okuluydu. Prizren’de zanaat eğitimi, Ahiliğin insan-ı kâmil yetiştirme modeline dayanıyordu. Bir gencin usta olabilmesi için sadece teknik beceri kazanması yetmez, aynı zamanda ustasından Ahilik edebini ve ticaret ahlakını da özümsemesi gerekirdi. Üç yıl sürmekte olan çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa geçiş, seçilmiş bir komisyon önünde yapılan imtihanlarla gerçekleşirdi. Bu süreç, Ahilikteki "Şed Kuşanma" törenlerine benzer bir liyakat zinciriyle tamamlanırdı. Bu törenin nasıl gerçekleştiğini Prizren tabakhanesinde Tabak olarak çalışan Rahmetli babam Rıdvan Vırmiça yapılan bu törende, yeni olan ustaların bellerine ustalık önlüğü yani kuşağı bağlanırdı. Prizen Tabakhanesinde bu bağlanmanın amacı yeni ustanın artık kendi tabak hanesini açabilecek, usta olarak hizmet verebilecek bilgiye ve ahlaka sahip olduğunun bir belgesi olarak geniş kamuoyuna ilan edilmesidir. Özellikle de bu bağlanma geleneği esasınca yeni ustanın haramdan, dedikodudan ve insanları incitmekten korunduğunu, esnaf ahlakına uygun bir yaşam süreceğini de temsil etmekteydi. Prizren tabakhanesinde ahilik geleneğine ve kurallarına bağlı bazı ilkelerin yerine getirilmesine çok önem verilmiştir. Bu ilkelerin başında cömertlik, misafirperverlik, aç olanı doyurmak (sofra) başkasının kusurunu görmemek, yalan ve gıybetten kaçınmak vb. Bu durumlarda bulunmayanlara beli cezalar da uygulanmaktaydı.1 Prizren tabakhanesinde dayanışma anlamını taşıyan ve esnafın gönüllü yardımıyla toplanan para bir kasada tutuluyordu ve buna “Emin Sandığı” (Ahilikteki adıyla Orta Sandığı) deniliyordu. Çok iyi tertiplenmiş bu kasada her zaman belli ölçüde hazır para bulunmaktaydı. Bu kasaya genelde para, esnafın gönüllü bağışıyla, aidatlardan, vergilerden, kalfalardan ve diğer yollarla toplanıyordu. Bu kasa parasıyla genelde yardıma ihtiyacı olan yaşlı, fakir veya hasta olan esnafa yardım sunuluyordu. Sadece bu değil bazı tabaklar bu kasadan iş yapmak için borç ta alabiliyorlardı. Bu kasadan genelde esnafın çoğu masrafları kapatılıyordu. Doktrinde her ne kadar "Ahilik" ismi her belgede geçmese de, Emin Sandığı’nın işleyişi bu kadim sistemin Prizren’deki en canlı kanıtıydı. Bu kasanın sorumlusu Esnaf Yönetimi ve Ustabaşıydı. Dolayısıyla “Ahilik” olarak nitelendirilen bu durum Prizren’de çok gelişmiş olmamasına rağmen, Emin Sandığı’nın o dönemde büyük rol oynadığı bazı belgelerden öğrenmiş oluyoruz. Örneğin tabakçılar arasında büyük bir dayanışma olduğundan Ahilik vasıtasıyla Osmanlı döneminde hamam, çeşme, medrese, köprüler ve başka halkın hizmetinde olan diğer eserlerde inşa edilmiştir. Ahilik vasıtasıyla bu tür hizmetler diğer esnaf teşkilatlarında yani zanaatlarda da olduğu malumdur. Prizren tabakçılar esnafı arasında büyük dayanışma olduğu malumdu. İşi kötü giden esnafa veya batmış olan esnafa her zaman yardım sunuluyordu. Fakat bunun da bir sınırı vardı. Bu yardım en çok üç defa sunuluyordu. Ondan sonra ayakta duramayan esnafa yardım yapılmazdı. Babam, aynıca Prizren tabakhanesinde, tabaklar arasında “günlük yardımı” olarak bilinen dayanışma çalışmasının da mevcudiyetini bildirmişti. Bu yardımla o gün çok işi olan bir tabaka, işi olmayan diğer tabaklar hiçbir karşılık almadan yardım ederlerdi. Prizren’deki bütün esnaf teşkilatlarının başında, devlet huzurunda esnafı temsil eden bir Esnaf Kethüdası (Kâyhası) bulunurdu. Bu makamın, şehrin en güçlü teşkilatı olan Tabakçılar arasından seçilmesi tesadüf değildir; zira Ahiliğin kurucusu Ahi Evran da bir tabak (deri işleme) ustasıydı. Bu durum, Prizren’in Ahilik geleneklerine ne kadar sadık bir merkez olduğunu göstermektedir. Ahilik teşkilatı sayesinde Prizren’de kurulan eski çarşılarında örneğin eski Şadırvan çarşısında dükkânların birbirine yakınlığı, esnafın sabah birbirine "hayırlı işler" dilemesi ve misafirperverlik kültürü doğrudan Ahilik mirasıdır. Bu ise Ahiliğin sadece bir esnaf birliği değil, toplumun omurgasını oluşturan bir "yaşam sanatı" olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla Ahilik teşkilatın Rumeli’nin incisi olarak maruf Prizren gibi kadim bir şehirde hala yaşayan bir "esnaf ahlakı" olarak görülmesi, bölgenin kültürel kimliğinin en değerli parçalarından biridir. Çünkü Prizren tarih boyunca bir "esnaf şehri" olarak bilindiği için burada Ahilik ve onun devamı olan Lonca sistemi, özellikle Debbağlık2 yani Dericilik ve babamın anlattığına göre belli ölçüde Terzilik kollarında adeta bir "kardeşlik hukuku" gibi işlemesinden kaynaklanmaktadır. 2014 yılında yayınladığım Kosova-Prizren’de Zanaatçılık ve Yok Olan Zanaatlar kitabımda diğerleri arasında Prizren Vilayet merkezinin kurulmasıyla ve Prizren’in Vilayet merkezi seçilmesiyle artık Prizren yerel özelliğini aşarak her yönlü gelişmelere sebep olduğundan Prizren’de Debbağcılık, Ahiliğin en üst mertebelerinden biri olduğu Balkan ülkelerinde bilinmekteydi. Çünkü o dönemde Balkanlar’da Prizren zanaatçılığı ve dükkânlar sayısının en çok geliştiğini görmekteyiz. Prizren’in merkez çarşısı olan Şadırvan Çarşısında dizilen dükkânların ve Akdere’nin kenarına dizilen o eski tabakhaneler, sadece deri işlenen yerler değil, birer ahlak merkeziydi. O dönemde Prizren’de Terzicilikte çok gelişmiştir. Prizrenli terziler dükkânlarını sadece bir ticarethane olarak değil, bir "dergâhhane" yani eğitim ve edep yeri olarak görürlerdi. Yani dükkânlara bu ismin verilmesinin sebebi, işin içine "Fütüvvet"3 ruhunun katılmasıydı. Yani “Ene” “Ben” değil, "Nahnu” “Biz" deme kültürüdür. Bir debbağ deri işlerken aynı zamanda nefsini terbiye ettiğine, bir terzi kumaş dikerken insanın ayıplarını örttüğüne inanırdı. Ahilik usulüne göre bir terzi çok yoğunsa, müşterisini "bugün ben siftahımı yaptım, komşum henüz yapmadı" diyerek yan dükkâna yönlendirirdi. Bir terzi ustası yaşlandığında veya hastalandığında, diğer terziler akşam dükkânlarını kapattıktan sonra onun dükkânına gelip yarım kalan işlerini bitirirlerdi ki o usta kazancından mahrum kalmasın. Her tabakhane kazancının bir kısmını "Emin Sandığı"na atardı. Eğer bir esnafın derileri bozulursa veya tabakhanesi yanarsa, bu sandıktaki para ona hibe edilir veya faizsiz borç verilirdi. Prizren’e dışarıdan gelen kaliteli deri veya işleme malzemesi, önce Lonca tarafından toplanır ve tabak esnafına ihtiyacı oranında, aynı fiyattan dağıtılırdı. Bir esnafın tüm malı tek başına alıp diğerini aç bırakmasına asla izin verilmezdi. Eski Prizrenlilere göre Prizren Akderesi’nin kenarındaki o eski Tabakhane semti, aslında sadece deri işlenen bir yer değildi, o yüksek ahlakın, sabrın ve "helal kazanç" felsefesinin tam kalbiydi. Eğer bir tabak ustası hastalanırsa, diğer dükkândaki kalfalar gizlice o ustanın derilerini ilaçlamaya, temizlemeye giderdi ki deriler ziyan olmasın ve ailenin rızkı kesilmesin. Buna da "Esnaf Hakkı" denirdi ve karşılık beklenmezdi Prizren tabakhanesinde şöyle bir gelenek de uygulanmaktaydı; —Tabakhanede bir usta debbağcılık mesleğini ailesinde devam etmek için, kendi çocuklarını çırak olarak kendilerinde değil, başka ustalara gönderip orada diğer çıraklar gibi aynı seviyede torpil olmadan yetiştirmekteydiler. 4 — Bir tabak ustasının erkek evladı yoksa ailesinin tabak mesleğini devam etmesi için yetiştirdiği çıraklardan en başarılı olan usta seviyesine ulaşana kızını eş olarak verip evlendirirdi. Böylelikle ailede tabak zanaatı devam ederdi. Dolayısıyla bu geleneğin, Ahilik ve esnaf kültürünün ne kadar derin bir liyakat ve aile sadakatine dayandığını gösteren muazzam bir örnek olduğu kabul edilmektedir. Prizren Tabakhanesi'nde uygulanan bu iki kural, aslında bugünkü modern işletme yönetiminin bile gıptayla bakacağı bir sosyal mühendislik harikasıdır. Sonuç olarak Prizren’de Tabaklar sadece kendi aralarında değil, şehrin sosyal dokusunda da söz sahibiydi. Devlet törenlerinde ve bayramlarda esnafın kortejler halinde katılımı, kentin hem maddi hem de manevi omurgasının bu teşkilatlar olduğunu kanıtlardı. Her teşkilatın kendine ait bir bayramı ve bayrağı vardı. Genelde mesire yerlerinde yapılan kutlamalar, esnafın birliğini ve manevi bağlarını tazelerdi. Prizren tabak hanesinde bu dayanışma şekilleri, Prizren'deki tabak esnafını dev bir aile haline getirdiği anlaşılmaktadır, Herkes birbiriyle ya ustalık-çıraklık bağıyla ya da bu tür evliliklerle akraba oluyordu. Bu da tabakhanede neden kavga gürültü olmadığını, neden herkesin birbirinin eksiğini kapattığını açıklıyor ki buda ahiliğin tam bir örneğini oluşturmaktadır. Eğer tabak ustaları liyakate bakmayıp işi ehil olmayana bıraksaydılar Prizren'in o meşhur derileri Balkan ve Avrupa ülkelerine nam salamazdı. Prizren Tabakhanesinin bu kıymetli çalışmaları gelecek nesillere "esnaflığın" sadece ticaret değil, bir "insan olma sanatı" olduğunu göstermektedir Lakin bazı durumlarda Ahiliğin kuralları ne kadar sağlam olursa olsun, hayatın içindeki bazı olumsuz durumlar veya heyecanlar bazen bu kuralları sarsabilmekteydi. Prizren Tabakhanesi "çok güçlü bir teşkilat" yapı olarak, aslında Ahiliğin ta kendisidir. Prizren Tabakhanesi’nde yaşananlar, Ahilik sisteminin Balkanlar’daki en saf ve en disiplinli uygulama alanlarından biri olarak bilinmekteydi. Prizren’de Tabaklar (Debbağlar), esnaf hiyerarşisinin en tepesinde yer alırdı. Bunun sebebi, dericiliğin zorluğu ve sabır gerektirmesidir. Prizren Tabakhanesi o dönemde sadece şehre değil, tüm Balkanlar'a mal gönderen devasa bir ekonomik gücü vardı. Dolayısıyla babamın anlattığına göre Esnaf Teşkilat güçlü olduğu için, Belediye bile esnafla ilgili bir karar alırken mutlaka Ahi Baba veya Lonca Kethüdası denilen esnaf liderlerine danışırdı. Anlaşıldığı üzere Ahilik geleneğinde esnaf, sadece kendi dükkânından sorumlu değildir; aynı zamanda şehrin asayişinden ve devletin bekasından da sorumludur. Dolayısıyla Esnaf, bir devlet bayramında devlete desteğini sunarken; devlet-belediye de esnafın varlığını ve gücünü onurlandırmış olurdu. Çünkü Prizren esnaf teşkilatları, Ahilik ilkelerini Balkan coğrafyasının kültürel potasında eriterek, yüzyıllar boyunca adaleti, kaliteyi ve dayanışmayı temsil eden muazzam bir düzen kurmuşlardır.  
3 gün önce
0
Devamını Oku
ABD Başkan Yardımcısı, İran'la anlaşmaya varmalarının aylarca sürebileceğini söyledi
İran'dan "ABD helikopteri İran tarafından kasten hedef alınmadı" açıklaması
İran Dışişleri Bakan Yardımcısının, dün Hürmüz Boğazı üzerinde düşen ABD'ye ait Apache helikopterinin İran tarafından kasten hedef alınmadığını söylediği duyuruldu.  İsmi açıklanmayan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'ın ABD ordusuna ait bir helikopteri düşürdüğünü ve yanıt vermek zorunda olduklarına dair açıklamasına ilişkin Al Jazeera televizyonuna konuştu. Hürmüz Boğazı üzerinde dün düşen ABD'ye ait Apache helikopterinin İran tarafından kasten hedef alınmadığını ifade eden İranlı yetkili, saldırının arkasında İran'ın olmadığını ancak bölgedeki gergin durum nedeniyle bu tür olayların "kasıtsız" olarak meydana gelebileceğini kaydetti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rezai, düşürülen helikopterin İran tarafından vurulduğuna atıf yaparak, "Hürmüz Boğazı'nda bir ABD helikopterini vurup şeytana bir tokat daha atan savaşçının elini öpüyoruz." ifadelerini kullandı. Rezai, ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının bir savaş eylemi olduğunu ve yine ABD’nin düşürülen helikoptere karşılık İran’a saldırı düzenlerse hızlı ve kararlı şekilde karşılık vereceklerini söyledi. İran devlet televizyonuna göre, Rezai'nin aksine İranlı askeri bir kaynak, ülkesinin son 24 saat içinde Hürmüz Boğazı'nda havadan herhangi bir askeri saldırı gerçekleştirmediği ve ABD'nin düşürülen helikopteri gerekçe göstererek İran'a saldırması halinde kesin bir cevapla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu. ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı üzerinde devriye gezerken düşen Amerikan ordusuna ait bir Apache helikopterin İran tarafından düşürüldüğünü belirterek, "ABD'nin bu saldırıya zorunlu olarak karşılık vermesi gerekmektedir." demişti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de Trump'a yanıt olarak paylaştığı mesajında, helikopterin İran tarafından düşürülüp düşürülmediğini belirtmeden, İran yakınlarındaki yabancı güçlerin "kendi insan hataları, basit kazalar veya çapraz ateşe yakalanma ihtimali nedeniyle sürekli risk altında olduğunu" ifade ederek, "Riski azaltmak için en iyi çözüm, onların çekilmesidir." ifadelerini kullanmıştı.
3 gün önce
0
Devamını Oku
Diğer Haberler Yükleniyor...

Sizden Gelenler

Tüm Sizden Gelenler
Loading...